16 Kasım 2016 Çarşamba

Şimdi elimizdekileri bırakıp yavaşça ayağa kalkıyoruz.

Aha karşıdan karşıya geçen adam
bile üçgen vücut. 
Mesleğim malumunuz spor hekimliği. Spor hekimliği sadece kopan ön çapraz bağınız, yırtılan menisküsünüz demek değil, spor hekimliği fiziksel aktivite demek, spor hekimliği hareket demek. 

Melbourne bu konuda takdire şayan. Maşallah bütün şehir kıpır kıpır, vızır vızır. Parklarda, sokaklarda her saat koşan birilerini mutlaka görüyorsunuz, bisiklete binenler, nehirde kürek çeken yaşlı başlı teyzeler, golf burada zengin sporu değil, golf oynayanlar, sörf yapanlar bol... Buranın kendine has bir futbolu var, o da çok popüler, e zaten İngilizlerden kalma kriket var. (Kriket takımı çok kötü gidiyormuş bu aralar, koca kıta buna yanıyor. Krismıs'ı bizim için bok etti kriket takımı diyorlar. Neyse konumuz başka.) Pek ince yapılı, zayıf da değil burada insanlar, hem boylu boylu hem de biraz gürbüzceneler, çok mu yiyorlar ne yapıyorlar bilmiyorum. Ama neticede çok aktif yaşadıkları bir gerçek. Herkes her daim sporla haşır neşir. Darısı başımıza. 





bakınız yüksek masa.
fotoğraf biraz kötü oldu çünkü gündüz çekmeye
utandığım için gece gece okula gidip çektim.
sandalyeyi de masanın yüksekliği anlaşılsın diye koydum.
Yoksa ayakta çalışıyor adam, sandalyeyle işi yok. 
Bahsetmiştim galiba, bizim buradaki okulda hocalar asistanlar aynı ofisi paylaşıyorlar. Yirmi küsür kişilik bir ortak ofisimiz var. Başkalarının masalarını da görüyorum yani. Benim hoca ve birkaç hoca daha “standing desk” kullanıyor. Yani yüksek çalışma masası. Oturmadan ayakta çalışıyorlar bütün gün. Bakın çok önemli, İngiltere’de kampanya var “Stand Up Britain” diye, İskandinav ülkeleri “bu yüksek masa işini çok mu abarttık?” diye makale yayınlıyorlar, herkes kullanmaya başlamış demek ki. 

Bu yeni bir plaza trendi, hava olsun diye yapılan moda bir şey diye düşünebilirsiniz. Ama değil. Çünkü gün içinde oturarak geçirdiğiniz süre, kalp damar hastalıklarına yakalanma ihtimalinizle ve diğer tüm sebeplerden ölme ihtimalinizle direk ilişkili. “Direk ilişkili” demek ne demek? Yani şişmanlamasanız da, kolesterolünüz yükselmese de kalp damar hastalıklarına yakalanma olasılığınız artıyor demek. Ha bir de diğer fiziksel aktivitelere ne kadar katıldığınızdan da bağımsız bu etki. Peki bu ne demek? İşten çıkınca koşmaya da gitsen, yüzmeye de gitsen oturduğun saatin kötü etkisi büyük ölçüde duruyor demek. Yani? Kalkın. Kalkınız. Ayağa kalkın. Geri oturmayın. 

Hacettepe'deki güzel odam,
canım topum <3
Şu excel yüzünden ben de bilgisayar başı bir insan oldum. Hacettepe’de de koltuk yerine pilates topuna oturuyordum. Burada topum da yok. Bütün gün ofis sandalyesinde oturup sayılara baka baka gün geçiriyorum. Bu böyle olmaz dedim, evdeki imkanlarımla kendi yüksek masamı yaptım. Masamızın yanındaki dolabın tepesinde çalışıyorum artık. Zaten esasında benim bir masam yok. Brezilyalı Victor var, onun masası var. Ona “az kayarsan 4 ay ben de burada oturayım” dedim, o da kaydı sağolsun. Böylece bir masam olmuş oldu. Madem oğlan bir iyilik yaptı, neden tepesine çıkmıyorum? Kelimenin tam anlamıyla tepesine çıktım. Sabahtan akşama zebellah gibi başında ayakta duruyorum. Kusura bakmasın Victor kardeşim, canımdan kıymetli değil. Bu bir hayat memat meselesi.


Bakın ben üstüme düşeni yaptım. Sizleri bilgilendirdim. Bir tane Sümer atasözü varmış: “Biliyorsun, neden öğretmiyorsun?” diye. Buyursunlar öğrettim. Bütün gün sandalyede oturup, sonra bana gelip “Ben neden genç yaşımda öldüm?” demeyin. Rica ederim öyle uzun uzun oturmayın. Sıhhatli günler dilerim. 



Kendi imkanlarımla yaptığım yüksek masa.
Gidiyorum dikiliyorum orda bütün gün Victor'un tepesinde.
Facebook'a giriyor mu, ayıplı sitelere bakıyor mu diye bilgisayarını dikizliyorum,
yok maşallah güzel güzel çalışıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder